|
Bidder -
Sosyal
Bilimleri Dergisi Yıl 2010 Sayı 1
KAMUSALLIĞIN YAPISAL DÖNÜŞÜMÜ
STRUKTURWANDEL DER ÖFFENTLICHKEIT
Frankfurt
Okulu’nun günümüzdeki en ünlü temsilcilerinden olan Jürgen
Habermas, 1929’da Gummersbach’da doğdu; babası bir papazdı.
Göttingen’de felsefe eğitimi gördü. 1956’da Frankfurt’ta
Adorno’nun asistanı oldu. Burada çalışmalarına devam eden
Habermas; ilk büyük eser olan “Kamusallığın Yapısal Dönüşümü”
adlı yapıtı Horkheimer tarafından kabul edilmeyince Marburg’a
gitti ve burada doçent oldu. Profesörlüğünü ise 1961’de
Heidelberg’de aldı. 1964’de ise kendisine Frankfurt’ta kürsü
verildi. 1994 yılında buradan emekli oldu ve Northwestern
University’de konuk profesör olarak seminerler verdi.
Günümüzde hala ders vermektedir.
Habermas’ın “Frankfurt Okulu”nun Adorno, Horkheimer ve
Marcuse’den sonraki en etkili düşünürüdür. Eleştirel teorinin
kurucularından kabul edilir. İlk büyük eseri olan
“Kamusallığın Yapısal Dönüşümü” Habermas’ın eserleri arasında
ilk kuşaktan en çok etkilendiği yapıtıdır ve bu eser siyaset
teorisinin klasikleri arasında yerini almıştır. Eser yedi
bölümden oluşmaktadır. Aynı zamanda giriş olan birinci
bölümde yazar, burjuva kamu modelinin oluşumu ve değişimini
tarihsel oluşumu içinde ele alır. İkinci bölüm kamunun
toplumsal yapılarını içine alır. Üçüncü bölümde ise kamusal
siyasal işlevleri üzerinde durur. Dördüncü bölüm burjuva
kamusallığı, fikir ve ideoloji üzerinedir. Beşinci bölümde
kamunun toplumsal yapısının dönüşümünü içerir. Altıncı bölüm
de kamusallığın siyasal işlevinin dönüşümünü içerir. Eserin
son bölümü olan yedinci bölümde ise kamuoyu üzerine yaptığı
değerlendirmelerin teorik perspektifini ve bunun normatif
içerimlerine yer verir.
“Kamusallığın Yapısal Dönüşümü” kitabında öncelikle burjuva
kamusallığın dönüşümünden bahseden Habermas, kamunun
manaları üzerinde durur ve bu konuda herhangi bir uzlaşı
olmadığını, kamu ya da kamusallık kelimelerinin birden fazla
anlam içerdiğini belirtir. Ancak kamusalın tarihine
baktığımızda salt kamusal olarak söz edilen halkın tamamı
değildir. Kamusal alan deyince akla gelen tahsilli zümrelerin
oluşturduğu alandı. Bu bağlamda kamu diye tabir edilen
1 Jürgen Habermas, Kamusallığın Yapısal Dönüşümü,
Çeviren: Tanıl Bora, Mithat Sancar, İletişim Yayınları, 3.
Baskı, İstanbul 2000, 414 sayfa.
İletişim
Fatma Kenevir
Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans
Öğrencisi Ankara / Türkiye
Kamusallığın Yapısal Dönüşümü
111
BİDDER Sosyal Bilimler Dergisi • Cilt: 1 Sayı: 1
kesim tahsilli, üst zümreler ve dolayısıyla kamuoyu denilen
şeyde bu zümrenin akıl yürütme biçimiydi.
Kendi anlatımıyla bu araştırması burjuva kamusallığının
liberal modelinin yapısı ve işleviyle, onun oluşumu ve
dönüşümüyle sınırlıdır ve daha çok tarihsel bir kamusallık
biçimiyle ilgilidir. Modern siyaset ve toplum kuramının
tarihsel ortaya çıkışlarını inceleyen Habermas buna 17.yy.
sonları ve 18.yy. ile başlar. Buna göre, bu yüzyılda burjuva
toplumunda okuma salonları, tiyatrolar, müzeler ve konserler
kamusal alanlar olarak karşımıza çıkar. 18. yüzyıla
geldiğimizde İngiltere’de siyasal bir işlevi olan kamu ortaya
çıkmış ve demokratikleşme söz konusu olmuştur ve “devlet
erkinin kararlarını etkilemek isteyen güçler, taleplerini bu
yeni form nezdinde meşrulaştırmak için, akıl yürüten kamusal
topluluğa yönelmişlerdir. İlerleyen zamanlarda ise özel bir
alan olan burjuva toplumu da giderek kamusal alana kaymıştır.
Kamusal alan giderek özel alandan daha geniş ölçüde yayılmakta
ve böylece kamusal ile özel alan arasındaki farklılık da
giderek kamusal alan lehinde değişmektedir. Çünkü “kamu, özel
şahısların oluşturduğu bir kamudur”. Bu nedenle özel
şahıslara ayrılmış olan alanda özel alanla kamu arasında ayrım
gözetmemektedir. Özel alan, dar anlamda burjuva toplumunu,
yani mal dolaşımı ve toplumsal emek alanını kapsıyor;
mahremiyet alanıyla aile de ona dâhil. Burada üzerinde
durulması gereken ise ailenin mahremiyet alanı olmasıdır.
Habermas “Özel alan ile kamu alanı arasındaki ayrım çizgisi,
evin tam ortasından geçer” der. “Özel şahıslar salonda oluşan
kamusallığa, oturma odalarının mahremiyetinden çıkarak dâhil
olurlar; ancak her iki alan birbirleriyle sıkı sıkıya
ilişkilidir”. Sonuç olarak Habermas’a göre kamusal alan, özel
alana sadece aileyi bırakmaktadır.
Habermas burjuva kamusunda kadınların dışlanışı ve işçiler,
köylüler, ayaktakımıyla bir bakıma aynı tutulduğuna değinir.
Ve bu toplumun ataerkil karakterinin siyasal kamunun yapısal
dönüşümüyle de değişmediğini ancak 20.yy.da eşit vatandaşlık
konumuyla düzeltilmeye çalışıldığını söyler. Bu cinsiyetle
ilişkisinin sadece ekonomiyle bağlantılı olmadığını bunun
ailenin iç mekânındaki özel alan çekirdeğiyle alakalı olduğunu
belirtir. Buna göre ” kadınların siyasal kamudan dışlanması,
sadece erkeklerin buraya kendilerine ayrılmış bir
kontenjanmışçasına hâkim olması anlamında değil, siyasal
kamunun yapısı ve özel alanla ilişkisi itibariyle cinsiyete
özgü bir şekilde belirlenmesi anlamında da tayin edici
olmuştur. İmtiyazsız erkeklerin dışlanışından farklı olarak
kadınların dışlanması, yapı kurucu bir güce sahipti.”
Modern toplumun ve kapitalizmin siyasal tarihine ele alan
eserde artık siyasal bir işlevi de olan kamu farklı şekillerde
bu işlevi yerine getirmektedir. Her şeyden önce siyasal
işlevli bir kamunun ortaya çıkması, kamuoyunun kendi
haklarının savunması imkânının oluşması demektir. Bu da bizi
doğrudan demokrasiye götürür. Dolayısıyla siyasal bir kamunun
oluşması, fikir özgürlüğünün oluşması aynı zamanda basının
devreye girmesi demektir.
Tarihsel olarak siyasal kamunun oluşmasıyla birlikte fikir
özgürlüğünün ortaya çıktığını ve basının da kamuoyunun
fikirlerini özgürce ifade edebileceği ve iktidarı
eleştirebileceği en meşru alan olarak görüldüğüne
değinmiştir. Basında bu düşüncelerin doğrudan politik üslup
içinde olabileceği gibi hiciv şeklinde de olabileceğini
anlatır. Mizah örneğini göz önüne alırsak; mizah dergileri
birçok toplumda iktidar eleştirisinin en belirgin görüldüğü
yayın organlarıdır.
Kamunun yapısal dönüşümü, devlet ve ekonominin dönüşümüyle
doğrudan ilişkilidir. Bununla birlikte bunda medyanın rolü
üzerinde de ısrarla duran Habermas’ın bunu şöyle anlatır.
“Kamunun yapısal dönüşümünde, genişleyen, profesyonelleşen,
yeni okur tabakalarına hitap eden kitap üretiminin
örgütlenme, dağıtım ve tüketim yapılarıyla beraber ve içerik
itibariyle de değişim geçiren, gazete ve basınla beraber
kamusallığın alt
112
Fatma Kenevir
BİDDER Sosyal Bilimler Dergisi • Cilt: 1 Sayı: 1
yapısı da değişime uğradı. Bu altyapı, elektronik kitle
iletişim araçlarının yükselişiyle, reklamın kazandığı yeni
ehemmiyetle, eğlenceyle bilgilenmenin gittikçe birbirinin içine
akmasıyla, her alanda artan merkezileşmeyle, liberal
dernekçiliğin ve bir bakışta hâkim olunabilir gerek
kamusallıkların çöküşüyle bir kez daha değişti.” Bununla
birlikte kamusal yapının dönüşümünde, bu değişikliklerin sadece
olumsuz etkileri söz konusu değildir. “Altyapısına elektronik
kitle iletişiminin artan ayıklama zaruretlerinin damga
vurulduğu bir kamusallığın, demokratik potansiyeli açısından
birbirine zıt etkilerle yüklü olduğuna işaret eden çok şey
var.”s.31-56
Sonuç olarak son dönemde bireylerin artık kamuoyu yaratma
konusunda söz sahibi oldukları söylenemez. Daha çok basın
tarafından oluşturulan kamuoyunu, sadece edinmekle yetinirler.
Artık kamuoyunun belirleyicisi değil, tüketicisi konumuna
gelmişlerdir. “İletişim ağının ticarileşmesi ve sıkılaşmasıyla,
yatırılan sermayenin büyümesiyle ve yayın kuruluşlarının
örgütlenme derecesinin artmasıyla iletişim yollarının
yönlendirilme düzeyi arttı ve kamusal iletişime erişme
fırsatları gittikçe daha fazla ayıklama baskısına tabi hale
geldi. Böylece medya iktidarı, yönlendirmeci bir şekilde
kullanıldığında aleniyet ilkesinin masumiyetini yok eden yeni
bir nüfuz kategorisi olarak ortaya çıktı.”s.32
|