Bidder - Sosyal  Bilimleri Dergisi Yıl 2010 Sayı 1

 

 

FARABİ’DE DEVLET VE TOPLUM FELSEFESİ

PHILOSOPHY OF THE STATE AND SOCIETY IN

AL-FÂRÂBİ’S THOUGHT

I

Devlet kavramı genelde felsefenin, özelde siyaset felsefesinin en önemli kavramların­dan birisidir. Devlet, toplum halinde yaşama­ya başlayan insanın en önemli kurumlarından birisidir. İlkçağdan bugüne filozofların büyük bir kısmı devleti, felsefelerinin en önemli ko­nularından biri olarak görmüşlerdir.

Devlet kelimesi felsefe sözlüklerinde, “toplumu yöneten kurallar ve yasalar yarat­ma otoritesine sahip kurumlar kümesi…”1 olarak tanımlanır. Devlet kavramı ile ilgili bir başka tanım da şu şekilde yapılmaktadır: “Aslında devlet kavramını tanımlamak şa­şırtıcı biçimde zordur. Bu kavram, hükümet, yönetim ve millet kavramlarıyla iç içe gir­miş, birbirlerinden ayırt edilmesi imkansız bir kavram olup, insanların yaşamlarını sür­dürebilmek için savaş ihtiyacı, ekonomik ve teknik değişimler, nüfus baskısı gibi etmenler devlet kavramının ve devlet teorisinin oluş­masına neden olmuşlardır.”2 Bu kavramlarla ilgili daha pek çok tanım yapılabilir. Zira bu

1 Cevizci, Ahmet. Felsefe Sözlüğü, İstanbul, 1999, s. 224

2 Dictionary of Modern Thought, (Ed. A. Bullock, O. Stallybrass and S. Tromley), London, 1988, s. 808konuyla ilgili birçok teori ve tanım yapılmak­tadır.

Devlet felsefesi ise, “…Devletin ve top­lumsal yaşamın özü, doğuşu, anlamı, temel ilkeleri ve temel biçimleri üzerine geliştirilen felsefe öğretileri…”3 olarak tanımlanır. Devlet felsefesi konusunda bir diğer tanım da şu şe­kilde yapılmaktadır: Devlet felsefesi, “siyasî teorilerin sistemli topluluğuna”4 denir.

II

İslâm felsefesi ve filozoflarına göre de devlet, önemli bir konu ve kavramdır. İslâm fi­lozofları arasında devlet felsefesi konusunda en önde yer alan filozofların başında büyük Türk-İslâm düşünürü Ebu Nasr el-Farabî (öl. 950) gelir. Farabî devlet felsefesi konusunda pek çok eser vermiştir. Bunlardan bazıları­nın adları şunlardır: el-Medinetü’l-Fazıla, es-Siyasetü’l-Medeniyye, Fusûlü’l-Medeni, Tahsilü’s-Saâde. Farabî bu eserlerinin dışında İlimlerin Sayımı ve Mutluluk Yolunda Yönelt­

3 Akarsu, Bedia. Felsefe Terimleri Sözlüğü, Ankara, 1984, s. 40

4 Abadan, Yavuz. Devlet Felsefesi, Ankara, 1959, s. 3

İletişim

Prof. Dr. Kazım Sarıkavak

Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Ankara / Türkiye


 

 

21

Farabi’de Toplum ve Devlet Felsefesi

BİDDER Sosyal Bilimler Dergisi • Cilt: 1 Sayı: 1

me gibi eserlerinde de devlet konusundaki görüşlerine yer vermektedir.

Farabî’nin devlet konusundaki görüşleri insan, toplum ve benzeri kavram ve konular hakkındaki düşünceleriyle iç içedir. Dolayı­sıyla onun devlet hakkındaki düşüncelerini anlatırken bu konuyla bağlantılı diğer konu ve kavramlar hakkındaki düşüncelerine de yer vermeye çalışacağız.

Farabî’nin siyaset felsefesi bir taraftan İlkçağ felsefesi filozoflarından Platon’un etki­lerini taşırken diğer taraftan İslâm’ın devlet ve toplum anlayışının izlerini taşımaktadır. Nitekim onun erdemli (faziletli) şehrinde ge­rek yöneticiler ve gerekse o şehrin insanları mutluluğa ermiş kimselerdir. Bu mutluluk sa­dece dünya mutluluğu üzerine kurulmaz, bu mutluluk dünya ve ahiret mutluluğudur.

III

Bilindiği gibi Farabî, İslâm felsefe ekolle­rinden Meşşaî, yani Aristocu geleneğe bağlı bir filozoftur. Bu sebepten ona göre siyaset ilmi, ya da siyaset felsefesi amelî yani pratik felsefenin kısımlarındandır. O, bu ilmi şöyle tanımlar: “Siyaset ilmine gelince, o, iradî fi­illerle iradî hayat tarzlarının çeşitlerini, bu fiiller ve hayat tarzlarının kendilerinden doğ­duğu yetiler, huylar, karakterler ve özellikleri, onların kendileri için icra edildikleri amaçla­rı, onların insanda nasıl var olmaları gerekti­ği, insanda varolmaları gerektiği biçimde bu­lunmaları için nasıl düzenlenmeleri gerektiği ve onları korumanın yollarını araştırır…O, fi­iller ve hayat tarzları arasında ayrım yapar… ve gerçekten mutluluk olan şeyi bize veren şeylerin iyi ve güzel davranışlar, erdemler olduğunu, onlardan başkalarının ise kötü ve çirkin davranışlar ve kusurlar olduğunu… bildirir…”5 Buradan anlaşılacağı gibi Farabî, siyaset ilminin insanın mutluluğunu temin edecek iradî eylem ve iradî hayat tarzlarının

5 Farabî, İlimlerin Sayımı (çev. A. Arslan), Ankara, 1999, s. 92-3ne olduğunu bildiren bir bilim olduğunu vur­gular.

Ayrıca yine siyaset felsefesini şu şekil­de de tanımlamaktadır: “Siyaset felsefesi, üzerinde araştırma yaptığı iradî fiiller, dav­ranışlar, yetiler ve diğer şeylerle ilgili temel kanunları verir…”6

Diğer taraftan Farabî, insanın hemcins­leriyle birlikte olma özelliğine vurgu yaparak siyaset biliminin bilim olarak ortaya çıkışını da şöyle tanımlar: “…insan denen bu hayva­nın tabiî yaradılışına sığınak arama ve kendi türünden olan diğerleriyle bir arada oturma özelliği de vardır. Bundan dolayı da ona top­lumsal veya siyasal hayvan denir. Böylece bu­rada bu akılsal ilkeleri ve insanın kendileriyle bu mükemmelliğe ulaşma çabası gösterdiği fiil ve melekeleri araştıracak başka bir ilim ve başka bir araştırma ortaya çıkar ve bundan da insan ilmi ve siyaset ilmi doğar.”7 Görüldü­ğü gibi siyaset bilimi ayrıca bir insan bilimi, insanın hangi eylemleriyle mükemmelliğe ulaşabileceğini araştıran bir bilimdir.

İnsanın toplumsal bir canlı olduğuna dikkat çeken Farabî, insanın bu toplumsallı­ğının yaratılışından getirdiği bir özellik oldu­ğunu belirtir: “Her insan kendini devam ettir­mek ve en üstün mükemmelliğini elde etmek için birçok şeye muhtaç olan bir yaratılışta (fıtra) varlığa gelmiştir. Onun bu şeylerin hepsini tek başına sağlaması mümkün değil­dir. Tersine bunun için o, her biri kendisinin özel bir ihtiyacını karşılayacak bir çok insa­na muhtaçtır…”8 Görüldüğü gibi Farabî, in­sanın hem kendi neslini devam ettirebilmek için hem de mükemmelliği elde edebilmek hemcinslerine muhtaç olduğunu, dolayısıyla onun toplumsal bir varlık olduğunu vurgula­maktadır.

6 Farabî, a.g.e., s. 94

7 Farabî, Mutluluğun Kazanılması, (çev. Ahmet Arslan), Ankara, 1999, s. 64

8 Farabî, el-Medinetü’l-Fazıla, (çev. Ahmet Arslan), An­kara, 1990, s. 69


 

 

Kazım Sarıkavak BİDDER Sosyal Bilimler Dergisi • Cilt: 1 Sayı: 1

22

Farabî, insanların toplum halinde ya­şamalarının kendileri için önemini böyle belirttikten sonra, bu insan topluluklarının çeşitlerini de şöyle ifade eder: “…İnsan toplu­luklarından bazıları büyük, bazıları orta, ba­zıları da küçüktür…(bunlardan) küçükleri bir şehirde bulunanlardır. Bu üçü yetkin toplu­luklardır. Dolayısıyla şehir (medine), yetkin­lik mertebelerinin ilkini temsil eder… öte yan­dan, köylerde, mahallelerde, sokaklarda ve evlerdeki topluluklar eksik topluluklardır…”9 Farabî, burada öncelikle topluluk gruplandır­malarıyla dünyadaki bütün insanların nasıl bir topluluk türünün içinde olabileceklerini söyledikten sonra şehirdeki topluluğun yet­kin, şehir dışında köy, mahalle gibi yerlerdeki toplulukların ise eksik topluluklar olduğunu vurgular.

Diğer taraftan Farabî, insanın diğer var­lıklar arasında en yetkin varlık olduğunu ve Faal Akıl’ın bu yetkinliği sadece insan türüne verdiğini “…Faal Akıl (en önemli) yetkinlik­leri başka hiçbir türe değil, yalnızca insana verir…”10 diyerek açıklar ve böylelikle insanın varlıklar arasındaki konumuna dikkat çeker. Diğer taraftan o, gerek milletlerin ve gerekse şehirde yaşayanların iki gruba ayrıldığını ise şöyle belirtir: “…milletlerin ve şehirlerde ya­şayan insanların seçkinler ve avamdan mey­dana gelen iki grubtan oluşması…”11. Buna göre de o, insanların seçkinler ve avam diye ikiye ayrıldığını söylemektedir. Zira Farabî, “… insanlar, birtakım güçlerde birbirlerinden farklı ve üstün olurlar…”12 diyerek milletleri ve şehirleri meydana getiren insanların farklı grublardan meydana gelmesini de bu şekilde açıklar.

Farabî, “…En üstün iyilik ve en büyük mükemmelliğe ilkin ancak şehirde ulaşılabi­lir, şehirden daha eksik olan bir toplulukta

9 Farabî, es-Siyasetü’l-Medeniyye, (Çev. M. Aydın, A. Şe­ner, M.R. Ayas), İstanbul, 1980, s. 36

10 Farabî, a.g.e., s. 38

11 Farabî, Mutluluğun Kazanılması, a.g.e., s. 87

12 Farabî, es-Siyasetü’l-Medeniyye, a.g.e., s. 41ulaşılamaz…”13 diyerek şehrin ve şehirliliğin, dolayısıyla medenî bir toplumun önemine bir kez daha dikkat çeker.

Farabî’nin siyaset ve devlet felsefesinin önemli bir konusu olan şehirler, şehirli top­lumlar ve bunların yönetimi, konuya ilişkin eserlerinin hemen hepsinde önemli bir yer tutar. O, bu şehirleri de temelde ikiye ayırır: Erdemli şehirler ve erdemsiz şehirler. Ni­tekim o, bu ayrım konusunda şöyle der: “…Erdemli, mükemmel şehre zıt olan şehirler şunlardır: Câhil şehir, bozuk (fasık) şehir, karakteri değişmiş şehir, doğru yolu bulama­mış, yanlışlık içinde olan (dalla) şehir. Bu (ka­rakteri) değişmiş şehirlerin halkı da erdemli şehre zıttır.”14 Buna göre Farabî, erdemli ola­rak bir tür şehir olabileceğini belirtirken, bu­nun karşısındaki erdemsiz şehirlerin birden fazla çeşitliliğe sahip olduğunu vurgular.

Farabî, eserlerinde gerek erdemli şehrin ve gerekse erdemsiz şehirlerin yönetici ve halklarıyla birlikte özelliklerini oldukça ay­rıntılı bir şekilde anlatır. Şimdi erdemli şehir ve yöneticilerinin özellikleri nelerdir, onları açıklamaya çalışacağız.

Farabî, “…Erdemli, mükemmel şehir, bü­tün organları canlı varlığın hayatını tam kıl­mak ve onu bu durumda tutmak için birbirle­riyle yardımlaşan tam ve sağlıklı bir bedene benzer…”15 diyerek erdemli şehirdeki erdemli insanların sürekli birbirleriyle yardımlaştık­larını ve bu yardımlaşmanın da erdemli şeh­rin en önemli özelliklerinden biri olduğunu belirtir. Bununla birlikte Farabî, “…İnsanları kendileriyle hakiki anlamda mutluluğun elde edildiği şeyler için birbirlerine yardım etme­yi amaçlayan bir şehir, erdemli, mükemmel bir şehirdir (medine fâdıla), insanları mutlu­luğu elde etmek için birbirlerine yardım eden toplum, erdemli, mükemmel bir toplumdur. Bütün şehirleri kendileriyle mutluluğun elde

13 Farabî, el-Medinetü’l-Fazıla, a.g.e., s. 70

14 a.g.e., s. 80; es-Siyasetü’l-Medeniyye, s.52

15 Farabî, el-Medinetü’l-Fazıla, a.g.e., s. 70; Farabî, Fusülü’l-Medenî (çev. H. Özcan), İzmir, 1987, s. 38


 

23 Farabi’de Toplum ve Devlet Felsefesi BİDDER Sosyal Bilimler Dergisi • Cilt: 1 Sayı: 1

edildiği şeyler için birbirlerine yardım eden bir millet, erdemli, mükemmel bir millettir. Aynı şekilde erdemli, mükemmel evrensel devlet de ancak içinde bulundurduğu bütün milletleri mutluluğa erişmek için birbirleri­ne yardım ettikleri zaman ortaya çıkar…”16 diyerek erdemli, mükemmel şehrin, millet ve evrensel bir devletin en temel, belirleyici özelliğini vurgulamış olmaktadır.

Ayrıca Farabî, erdemli şehir halkının hemen hepsinin bilmesi gereken ortak bazı özellikleri ve bunları kimlerden öğrenecekle­rini de şöyle belirtir: “…Erdemli şehir halkı­nın tümünün bilmesi gereken müşterek şey­lere gelince; onların 1) birincisi İlk Neden’i ve O’nun sıfatlarını bilmektir. Bundan sonra bil­meleri gereken şeyler şunlardır: 2) Madde­den bağımsız olan şeyleri… 3)… göksel tözler ve özellikleri, 4) (göksel tözlerin) altındaki tabiî cisimler, 5)… İnsanın varlığa gelişi (ve özellikleri)…, 6)… İlk yönetici ve vahyin nasıl meydana geldiği, 7) (İlk yönetici olmadığın­da) onun yerini alması gereken yöneticileri, 8) (Erdemli ve zıddı olan şehir ve halkları ile özelliklerini)… Bunları şehirdeki filozoflar (bilirler), filozoflardan sonra gelenler de, fi­lozofları takip ve tasdik etmek ve onlara gü­venmek suretiyle bilirler…”17 Burada sayılan özellikler erdemli şehir halkının bilmesi ge­reken ortak özellikler olup, bu özellikleri ise şehir halkı filozoflardan öğrenirler. Bu öğren­meleri neticesinde de tabiî ki aynı zamanda mutluluğu elde etmenin gereğini de elde et­miş olmaktadırlar.

Farabî, erdemli şehirdeki insanların da bir yöneticiye ve kılavuza ihtiyaç duydukla­rını şöyle belirtir: “…her insan (yaratılışça farklı olduklarından) mutluluğun ne olduğu­nu ve bu konuda neler yapması gerektiğini kendi başına bilmez; onun, bu amaç için bir öğretmen (muallim) ve kılavuza (mürşid) ih­tiyacı olur…”18. Dolayısıyla Farabî, toplumda

16 Farabî, el-Medinetü’l-Fazıla, a.g.e., s. 70

17 a.g.e., s. 91-92

18 Farabî, es-Siyasetü’l-Medeniyye, a.g.e., s. 43yöneticiye, rehbere olan ihtiyacı, yönetici-öğreticinin gerekliliğini de bu şekilde ifade etmiştir.

Farabî, şehirdeki toplumun yöneticileri­nin o toplumdaki seçkimler arasından çıktı­ğını belirttikten sonra “… seçkinlerin en seç­kininin en yüksek yönetici olduğu(nu)…”19, erdemli şehrin en üst yöneticisinin çok ciddi bir eğitimden geçmesi gerektiğini söyleyen Farabî, hükümdarların ve toplum yönetici­lerinin teorik bilimleri öğrendikten sonra hükümdarlık makamına gelebilecek olanlar için önce “… alt derecedeki görevlere yerleş­tirilmeli ve elli yaşına gelinceye kadar yavaş yavaş bu alt derecedeki görevlerde ilerletil­melidirler. Bundan sonra en yüksek hüküm­darlık görevine getirilmelidirler…”20 diyerek toplumun en üst yöneticisinin aynı zamanda en iyi donanıma sahip idareci ve en iyi bilgi­lere sahip bilge bir kişi olduğunu belirtmek­tedir.

Farabî, şehir, şehirdeki yöneten ve yöne­tilen toplumu beden ve organlarına benzete­rek bu durumu şöyle açıklar: “… (aynı beden organları arasında emredici ve emir alıcılar varsa ve en mükemmel ve en tam olan em­redicinin altında ara emrediciler varsa…)… aynı şekilde şehrin yöneticisi de özel nite­likleri bakımından onun en mükemmel par­çasıdır… Onun altında da kendisi tarafından yönetilen ve kendileri de başkalarını yöneten insanlar vardır…”21. Buradaki ve önceki gö­rüşlerinden anlaşılacağı gibi Farabî, şehirde toplum halinde yaşayan insanların temelde emreden yöneticiler ve emre muhatap olan yönetilenler olmak üzere ikiye ayrıldığını be­lirtir. Yine ona göre şehirde gerek yöneticiler arasında özellikle İlk Yönetici altında yer alan ara yöneticiler ve gerekse halk arasında bir­birlerinden farklı grublar olmak üzere çeşitli insanlar vardır.

19 Farabî, Mutluluğun Kazanılması, a.g.e., s. 88

20 a.g.e., s. 80

21 Farabî, el-Medinetü’l-Fazıla, a.g.e., s. 72


 

24 Kazım Sarıkavak BİDDER Sosyal Bilimler Dergisi • Cilt: 1 Sayı: 1

Farabî’nin devlet felsefesinde özellikle yönetim meselesi önemli bir yer tutar. Bu ko­nuda o, bir devletin ilk başkanı yani hüküm­darın, sultanın nasıl biri olması gerektiğini; İlk Yönetici’nin altında yer alan ve ona bağlı olan ara yöneticilerin nasıl olması gerektiği­ni, ne gibi özelliklere sahip olmaları gerek­tiğini çok açık bir şekilde anlatır. Şimdi de Farabî’ye göre bu özellikler nelerdir, onları belirtmeye çalışacağız.

Farabî, önce kimin veya kimlerin idare­ci, başkan, yönetici, olamayacağını belirtir. Buna göre de “… Başka birini herhangi bir şey yapmaya ve o işde çalıştırma gücüne asla sahip olmayan, yalnızca kendisine gösteri­leni daima yapma gücüne sahip olan kimse hiçbir konuda başkan olmaz; ancak daima ve her şey de yönetilen bir kişi olur…”22 diyerek yönetici olacak kişinin öncelikle insanlara iş yaptırma konusunda yetenekli biri olması ge­rektiğini vurgular.

Diğer taraftan Farabî, erdemli şehrin, erdemli İlk Başkanının, yeni bir devlet rei­sinin sahip olması gereken özelliklere dev­let felsefesi konusundaki eserlerinin hemen hepsinde yer verir. Genelde on iki özellikten bahseden Farabî, ayrıca devlet başkanında ve ayrıca ara yöneticilerde bulunması gereken özelliklerden de bahseder. Öncelikle bu on iki özelliği sırasıyla şöyle belirtmektedir: 1- Dev­let Başkanının organları tam ve eksiksiz ola­cak, 2- İyi bir anlama ve idrak gücüne sahip olacak, 3- İyi bir hafıza gücüne sahip olacak, 4- Uyanık ve çok zeki olmalı, 5- Düşüncesini açık ve net ifade edebilmeli, 6- İsteyerek bilgi öğrenmeli, 7- Doğru olmalı, doğruları sevme­li, yalancılardan nefret etmeli, 8- Zevkü sefa­ya dalmamalı ve kumar gibi kötü zevklerden de nefret etmeli, 9- Yüksek ruhlu olmalı, 10- Altın ve gümüşe değer vermemeli, 11- Adil olmalı, adaleti sevmeli, zulüm ve baskıdan nefret etmeli, 12- Yapılmasını gerekli gördü­ğünün yapılması konusunda azim ve karar sahibi olmalı. Farabî, bu on iki özelliğin bir

22 Farabî, es-Siyasetü’l-Medeniyye, a.g.e., s. 44kişide toplanmasının zor olacağını; ancak bunlardan altısını bir insanın taşıması halin­de onun dahi yönetici olabileceğini23 belirtir. Farabî erdemli şehrin devlet başkanının nasıl biri olması gerektiği konusu üzerinde çok du­rur: Yine bu başkanın nasıl biri olması gerek­tiğini şöyle belirtir: “… (onun) ruhu sanki Faal Akıl’la bir olmuştur. O, kendisiyle mutluluğun elde edilebileceği her fiile vakıf olan bir in­sandır… Ayrıca onun dilinde, bildiği her şeyi başkasının tahayyülünde en iyi biçimde can­landırma (tahyil) kudreti olmalıdır. O, insan­ları mutluluğa ve kendileriyle bu mutluluğun elde edildiği fiillere en iyi bir biçimde yönelt­me kudretine sahip olmalıdır…”24dolayısıyla ona göre bu başkan ilk başkan, en mükemmel ve en erdemli kişidir.

Diğer taraftan Farabî, erdemli şehrin hü­kümdarının aynı zamanda filozof olması ge­rektiğini “…O, bir filozof olmalıdır…”25 diyerek belirtir. Ayrıca ona göre filozof, devlet başka­nı ve imam aynı anlamda kullanılan kelime­lerdir. Şöyle der: “… İmam, filozof ve kanun koyucu deyimleri aynı anlama gelir…”26 Hatta Farabî, “… Hakiki filozof üzerinde düşünülür­se onunla en yüksek yönetici arasında hiçbir fark görülmez…”27 diyerek hükümdarın aynı zamanda filozof olması gerektiğini bilhassa vurgular. Farabî, Platon gibi felsefenin ve fi­lozofun yönetimde söz sahibi olması gerek­tiğini ısrarla vurgular ve “… Ancak herhangi bir zamanda eğer felsefe yönetimin bir par­çası olmaktan çıkarsa, bütün diğer şartlar bu yönetimde mevcut olsa bile, erdemli şehir hükümdarsız kalmış olacak… Eğer bu şehrin fiili yöneticisine bağlı bir filozof bulunmazsa, belli bir müddet sonra o şehir helak olmakta gecikmeyecektir”28 diyerek erdemli bir şehir ve erdemli bir halk için felsefenin ve filozofun önemini belirtir.

23 Farabî, el-Medinetü’l-Fazıla, a.g.e., s. 77-78

24 a.g.e., s. 77

25 a.g.e., s. 79

26 Farabî, Mutluluğun Kazanılması, a.g.e., s. 92

27 a.g.e., s. 89

28 Farabî, el-Medinetü’l-Fazıla, a.g.e., s. 80


 

25 Farabi’de Toplum ve Devlet Felsefesi BİDDER Sosyal Bilimler Dergisi • Cilt: 1 Sayı: 1

Farabî, bir aile reisinin işi nasıl ev halkı­nı eğitmek ve öğretmek ise “… hükümdarlar da milletlerin eğiticisi ve öğreticisidirler…”29 diyerek devlet başkanının aynı zamanda bir eğitmen ve öğretmen olduğunu, tebaası olan insanları eğitmek ve onlara gerçek mutlulu­ğun nasıl kazanılacağını göstermek gibi aslî bir görevinin de bulunduğunu söyler.

Farabî, devlet başkanının yukarıda say­dığımız özelliklerinin dışında “… içinde yetiş­tiği dinin görüşleri ile ilgili doğru kanaatlere sahip olmalı, dinindeki erdemleri ve fiilleri sıkıca uygulamalı, onların tümünü veya ço­ğunluğunu ihmal etmemelidir. Ayrıca o top­lumda yaygın ve genel kabul gören erdemleri benimsemelidir…”30 diyerek bir devlet başka­nının toplumun dinî ve millî değerleriyle ters düşmemesi gerektiğini vurgular.

Farabî, bir devlet yönetiminde vatanda­şın mutluluğu elde etmesinde adaletin de önemli bir yere sahip olduğunu şu sözleriyle belirtir: “… Adalet, her şeyden önce şehir hal­kının ortak (el-müşterek) olduğu iyi şeylerin, onların hepsinin arasında paylaştırılmasın­da ve sonra da, onlar arasında bölüştürülen bu şeylerin korunmasında olur. Bu iyi şeyler güven, servet, rütbe ve şehir halkının ortak olması mümkün diğer şeylerdir… Adaletsiz­lik ise, bir insanın iyi şeylerdeki payının, ya bizzat o kişiye, ya da şehir halkına onun (kıy­metçe eşit olan) bir bedeli iade edilmeksizin elden çıkarılmasıdır…”31 Buradan anlaşılaca­ğı gibi Farabî adaleti, daha çok şehir halkına eşit pay dağıtımı olarak nitelemektedir. Bu düşüncesi ise, Aristoteles’in olumlu devlet­ler olarak nitelediği devlet şekillerinin ortak özelliğini hatırlatmaktadır.

Farabî, zamanla erdemli şehirde erdem­sizlerin türeyebileceğini de şöyle belirtir: “… Erdemli şehirde yaşayan “erdemsizler” var­dır ki, bunlar tıpkı buğdayın arasında çıkan delice otuna ya da ekinin içinde biten dikene

29 Farabî, Mutluluğun Kazanılması, a.g.e., s. 81

30 a.g.e., s. 94-95

31 Farabî, Fusülü’l-Medenî, a.g.e., s. 53veya tahıl ya da bitkiler için yararsız, hatta za­rarlı olan başka otlara benzerler…”32 Erdemli şehirdeki bu erdemsizleri ekin tarlasındaki diken ve zararlı otlara benzeten Farabî, bu erdemsizleri türediler olarak niteler: “…(Er­demli şehirdeki türediler), Bilgisiz şehirlerin amaçlarını ve elde etmek istedikleri mutlulu­ğu da güzel göstermeye çalışırlar…”33. Bu tip toplumu yoldan çıkarıcı girişimlerde bulu­nan türedilere karşı devlet başkanının nasıl bir tutuma sahip olması gerektiğini de Farabî şöyle ifade eder: “… Erdemli şehrin yönetici­sinin görevi bu türediler(nevâbit)i izlemek, meşgul etmek ve onların her sınıfını tedavi edecek özel yöntemler kullanmaktır. Bu da onları şehirden kovmak, cezalandırmak, hap­setmek, veya zor işlerde çalıştırmak olur…”34

Farabî, erdemli olamayan şehir ve toplu­lukların câhil, bozuk (fâsık), karakteri değiş­miş, doğru yolu bulamamış, yanlışlık içinde yer alan (dâlla) şehir gibi35 birçok çeşidinin olduğunu belirtir. Bunlardan özellikle câhil şehrin kendi içince birçok farklı şehre ayrıl­dığını ve bu câhil şehir türleri arasında de­mokratik şehir diye bir şehrin de bulundu­ğunu belirttikten sonra her bir câhil şehrin hükümdarları, yöneticilerinin de olduğunu söyler.

Câhil şehirlerin halkı ve câhil şehir, “… Mutluluğu bilmeyen, mutluluktan habersiz olan şehirdir. Onlar mutluluk konusunda aydınlatılsalar bile onu ne anlayacak, ne de inanacaklardır. Onların bildiği tek iyi şeyler, görünüşte iyi oldukları zannedilen bazı şey­lerdir ki onlar beden sağlığı, zenginlik, şehevî zevkler, insanın kendi arzularının peşinde koşma serbestliği, saygı ve itibar görme gibi (şeyler) hayatta gaye oldukları düşünülen şeylerdir…”36. Ancak yine o cahil şehir halkına göre “… hastalık, yoksulluk, zevklerden mah­rum olma, arzularının peşinden koşma da

32 Farabî, es-Siyasetü’l-Medeniyye, a.g.e., s. 52

33 a.g.e., s. 73

34 a.g.e., s. 71

35 Farabî, el-Medinetü’l-Fazıla, a.g.e., s. 80

36 a.g.e., s. 80


 

26 Kazım Sarıkavak BİDDER Sosyal Bilimler Dergisi • Cilt: 1 Sayı: 1

serbest olmama, saygı ve itibar görmeme de kötülüklerdir…”37

Farabî, câhil şehir çeşitleri arasında saydığı demokratik şehri (el-Medinetü’l-Cemâ’iyye) şöyle tarif eder: “… Demokratik şehre gelince, orada halktan her biri, özgür ve istediğini yapmada serbesttir. Ora halkı arasında bir eşitlik olup, yasalara göre, bir insan hiçbir konuda ötekinden daha üstün değildir… Zamanla bu şehirler cazibe mer­kezi olur ve çok göç alır…(yine) zamanla bu şehirde erdemli kişilerin yetişmeleri de mümkündür…”38. Demokratik şehirleri bu şekilde tanımlayan Farabî, “… (bu) şehirler­de yönetim mevkileri bir mal karşılığı satın alınır…”39 diyerek bu şehirlerde yani demok­ratik yönetimlerde makam ve mevkilerin eh­liyet ve liyakata göre, hakkaniyete göre değil satın almalarla el değiştirdiğini vurgulamak­tadır.

Farabî, erdemli şehirlerde insanların ger­çek mutluluğu elde ettiklerini; ancak birçok çeşidi olan erdemsiz şehirlerde ise, insanla­rın sahte mutlulukların peşinde koştuklarını ve gerçekte bedbaht bir hayat sürdüklerini vurgular.

IV

Sonuç olarak öncelikle şu hususu belirt­memiz gerekir: Farabî’nin devlet ve toplum felsefesi, mutluluğun, erdemin kazanılma­sının nasıl mümkün olacağını göstermeye çalışan bir felsefedir. Bunun için de erdemli şehir, erdemli toplum ve erdemli başkan er­demli yönetici nasıl olur, bunların özellikleri nelerdir, bunları ortaya koymaya çalışan bir felsefedir.

Farabî’nin devlet felsefesi konusunda­ki görüşlerinde İlkçağ’ın ünlü düşünürleri Platon ve kısmen de Aristoteles’in düşünce­lerinin etkilerini görebiliriz. Ancak burada

37 a.g.e., s. 81

38 Farabî, es-Siyasetü’l-Medeniyye, a.g.e., s. 64-5

39 a.g.e., s. 66belirtilmesi gereken bir diğer husus da onun devlet düşüncesinde Türk devlet anlayışları­nın etkisinin de önemli bir yere sahip oldu­ğudur.

Farabî, bir İslâm filozofudur. Bu sebepten onun devlet konusundaki fikirlerinde İslâmî etki de oldukça barizdir. Zira o, İslâmî etkiy­le oluşturduğu bu felsefesinde zirveye ulaş­mıştır. Devlet felsefesinde o, felsefe ile vahyi devlet başkanının, ilk başkanın şahsında bir araya getirmektedir.

Onun siyaset, devlet görüşü, yukarıda­ki düşünceleri iyi tahlil edildiğinde daha açık görülecektir ki, bir toplumu, bir milleti hatta bütün dünyayı konu edinmektedir. O, bütün bir mutluluğun yani dünya ve ahiret mutluluğunun kazanılmasının önemini vur­gular. Buna gerçek mutluluk diyen Farabî; bu mutluluğu elde etmiş toplum, şehir ve yö­netimleri erdemli, mükemmel toplum, şehir ve yönetimler olarak nitelerken, gerçek ola­mayan, gelip geçici ve sadece bun dünyadaki gösterişi, itibarı, zevki esas alan toplum ve yönetimleri ise erdemsiz şehirler, erdemsiz yönetimler, erdemsiz-câhil toplumlar olarak nitelemektedir.

Farabî’nin devlet tasavvuru bazıları tarafından kısmen ütopik bulunmakla be­raber, birçok açıdan da uygulama imkanı veren bir anlayış olarak değerlendirilebi­lir. Ayrıca onun devlet tasavvurunun etkisi, sonraki İslâm toplumlarındaki entelektüel hayatı ve özellikle de Rönesans dönemi Batı düşüncesindeki ütopik devlet tasavvurla­rı dikkate alındığında daha iyi görülecek ve anlaşılacaktırn

 

 

 
     
 

                                                                                                                                                              Copyright 2010 Bidder.org  All Rights Reserved